Hiç bir yerinde yok asaletin ibresi…
Sessinde kamaşmasında tensel bir büyünün atlasan libas ve kuytu bakışlı mavi gözleri…
Sanki hepimize bütün şiirleri hâlâ fısıldayan bir eski büyük şairmiş gibi…
aşk bir erken didişme bir sorgu sualmiş de mezbele ve yaralıymış eski yaraların yeniden kanamasından…
Hiç bir yerde yok asaletin ibresi…
Bir adamın yüzünde ya da yalana çok benzeyen bir doğru sözünde belki…
Saçlarının çevriminde ıslak bir beyaz kadının yüksek rakımlı göllerin buzul saflığında ve kokusunda çiçeklerinin kanır eşin…
Elbet şiir olacak şairin tesellisi ve en kötüsü bile işe yarayacak aşklaşmaların…
Yazana değilse bile okuyana faydalı…
Sevgilim yoksa sen sevgilim olmayabilir misin? – Yılmaz Erdoğan
Bak aynı başına gelmiş adamın benim başıma gelen o da üzülmüş aynı benim gibi benimki daha acıklı değil onunkinden fiyakalı değil onun acısı benimkinden…
Sade güzel olan kelimeler… sade kelimeler… kelimeler…
Sen aşka aşıksın müsaitsin gördüğünü abartmaya…
Biz olsa olsa bir müddet aşklaştık aşkın aşık olmadık…
Bir elim sana uzanır öteki berikinin zaten elinde…
Bırak yoluma gideyim bildiğimce…
Yabancısı olduğum birsey değil yabancılar…
Baktım yerlisi yabancısı aşağı yukarı hepsi benzer… erkekler…..
Eğer bir söz bir ses bekliyorsan bu adamdan…
İçinde hiç göndermek isteği bulunmayan bir ‘git’… lazımsa eğer…
İşte orda duruyor… ağzının bir yerinde…
Almak ister misin dilini sokup aklımı…
Sana ait olan her şeyi bir nefeste…
Bir göz yumma anında…
Bir soğuk telefon konuşmasında…
Geri alabilir misin…
Seni benden geri alabilir misin…
Kovabilir misin beni senden…