Evet daha 1 hafta olmadı ama sandığımdan daha çabuk ve hızlı yayıldı bu provokasyonum. Esasında anlayan anlamıştır da ben anlamamak için elinden geleni yapan ve anlaması işine gelmeyenler için yarın biz bilmiyorduk ki dememeleri için amaç, gayem ve olanları kısaca özet geçeyim.
İlk önce şöyle bir yazı yazdım, bu yazıda sıralanmış ve İngilizce olarak yazılmış bir kaç maddeyi Mersin dolaylarında yaşayan 16 yaşında bir kardeşim Türkçe’ye çevirmiş ve bir kaç kuruş kazanırım lan belki diyerekten Bildirgec.org sitesine üye olarak yazmış. Benim yazım ile kardeşimin Bildirgec’de yazdığı yazı arasındaki tek benzerlik başlık ve o Türkçe’ye çevrilmiş maddeler. Daha sonra sivri akıllının biri aha sen hem Bilgirgec’e öyle böyle diyorsun, hem de oradaki yazıyı çalıyorsun … diye yorum yazmış yazdığım o yazıya. Buna istinaden ben de hemen işe koyulup bu sivri zekalı arkadaş ve bunu görüp eskiden kalan kuyruk acıları ile saldıran sözüm ona kendini nimetten sayan amcamlar için Alıntı başlıklı bir makale yazdım.
Ve işte asıl olan bundan sonra oldu ve bunu gören bir abimiz, (ç)Alıntılama Sanatında Zen! diye bir başlık atıp bir güzel bizi bilgilendirmiş ve sonucunda ben blog yazmayı bırakıyorum bir süre bu konu anlaşılana kadar demiş yazısında. Buraya kadar güzel, burada yine blog camiasında alıntı konusunu ateşlemiş ve Bilgirgec.org deki o yazıda Türkçe çeviriyi yazan kardeşim de bundan sonra wolkanca blog da yazacağını söylemiş, bazı sözüm ona kişiler malum organ olmuşlardır. Üzerine otopsiraporu’nun karikatürleri de gelmiş bizim çocuk önüne geleni çizip bırakmıştır ortada.
Ertesi akşam Beyazıt Öztürk program sırasında aldığı şehit haberinden sonra programı sonlandırma kararı alır, bunun üzerine benim Beyaz’ın bu davranışıyla alıntı konusu münasebeti ile blog yazmaya ara veren abim arasında değerlendirme yapmam, benim de bir süre blogda yazmama kararı alsam acaba blogosfer nasıl karışır? Diye kendi kendime sormam ve uygulamam ile şimdi bu haldeyiz.
Gelelim neden böyle bir saçmalığa başvurdum ve amacım neydi konusuna. İlk olarak şunu belirtmeliyim ki son derece provoke bir davranıştı benimki, öyle ki duymayan kalmamışçasına, dosta düşmana, blog insanlarının aralarında dolaşan benim hayalim şu, ben güççüken 3 yaşındaydım, bunları yer içerim gibi mimlerdense şu içinde yaşadığımız dönemde bahsedilmeyen ya da yeterince üzerinde durulmayan malum şehitlerimiz ve var olan durum üzerine dikkatleri çekmekti.
Ben kendimce bu provoke eylemde başarılı olduğumu düşünüyorum, zaten benim blogculuk anlayışım odur ki, yazdıklarım birilerini rahatsız etmiyor ise boşa yazıyorum demektir.
Keza yazımı yazdıktan sonra gelen bir iki yorumdan sonra bir iki düzeltme ile yazıma müdahalede de bulundum, orada da bunun bu blog gibi günlük güncellenen bir blogun güncellenmemesinin bir fark olduğunu ve fark edileceğini, amacın tartışma ortamı sağlamak olduğunu, dikkatleri çekmek olduğunu belirttim, katılan arkadaşların da samimiyetinden şüphem yok tabiî ki fakat katılması gereken bir şeyde değildi, yani kimsenin katılması gerekmiyordu, tersine tartışma yaratıp en azından bu konunu, şehitlerimizin, yaklaşan 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni de göz önünde bulundurarak anılması idi gaye.
Şu an bu konuyu herkes tartışıyor ise, yani yazmak veya yazmamak bir kenara şehitlerimiz hakkında blogosferde bir düşünce, bir bilinçlenme olduysa eğer bunu işte bu provoke eylemime borçluyuz.
Ayrıca sözüm ona arkadaşlar uzunca yıllar Allah sağlık verdikçe wolkanca ile yaşamak zorundasınız zira aramıza yeni katılan üst düzey eleştiri kabiliyetine sahip, eğitimli ve zeki arkadaşlarla devamlı büyüyoruz, ve buna engel olamıyoruz, sürekli büyüyor.
Yorumları onay altına aldım bir süre böyle neden yorumlarım çıkmıyor diye merak eden arkadaşlara duyurulur.
Kategoriler