Koyu siyah bir karanlıkta bile vardı gölgesi.. Vazgeçtikleri, terk edemedikleri.. Kıpır kıpır dünyanın donuk adamı. Kim derdi ki bir gün mecbur bırakılacaktı var olmaya? Tattığı, soluduğu, görebileceği her şey.. Söyleyecek çok şeyi vardı ve dinleyeni de.. Kapının eşiğine takılıp sendelediğinde düştü hayalleri. Bir daha yürümek zordu belki. Geceden kalma tütsünün külleri yerde. Adamın külleri yoktu görünürde.. ama o yandı, yandı ve bitti.. İndirdi şalterleri ve işte ışık gitti. Peki onu karanlığa gömen kimdi? Ben söyleyeyim, hayatın ta kendisi. Hızla çevirdi sayfaları ve bitti. Mutsuz son olacağını tahmin etmek zor değildi. Beyazın pürüzsüzlüğünden, siyahın gerçekliğinden vazgeçemedi. Yolun kenarındaki eğri büğrü parmaklığın ötesindeydi. Yapılan hesapların tutmadığını anlayıp hesapsızca yaşamayı seçti. Sonu olmayana ilerledi. Buz gibi sessizlikte ılık bir kelime fısıldadı titremekten yorgun bedenlere. Kal demek yerine mutlu ol diyebildi gidenlere. Yenilgi hiç son olmadı onda. Özgürlüğün yasak olduğu söylenmeseydi, belki o da gülebilirdi. Sonuna kadar ipi çekti… Kendimi vursam, başka biri yaralanacak, öldüğüm gün içimden kuş çıkacak!.. Yaşamın da çorap gibi söküleceğini nerden bilebilirdi? O sadece mutlu olmak istemişti…
Kategoriler